Kürtlerin mücadelesinin tarihi İbrahimi boyutu: Putperestlere karşı insanlık davası

Elimizdeki bilimsel veriler gösteriyor ki tarihin başında beşer özgür ve doğa ile iç içe, var olanla yetiniyordu. Şöyle bir düşünelim; ne sınırlar var, ne de paylaşım esasına dayalı zorbalıklar... Dünya nimetleri herkesin ortak malı; ortak anlayış hakim. 

Makale: Bedel Boseli, www.bedelboseli.com

Her kişi kendine has ve özgün iken kimseler özel mülkiyet derdinde değil. “Bu benim arazim, bu da senin bölgen” düşüncesi yok. Nitekim neolitik dönemin başı ve öncesinde, dünya hayatı paylaşım esasına, adalet esasına dayanıyordu [1]. Herkes ihtiyacı kadar istiyordu, onun için gelecek kaygısı yok, merhamet ve şefkat duygusu hakimdi.

Arzu ve isteklerini sınırlandırmayı öğrenebildikleri için çekişmeler meydana gelmiyordu, bu sayede kendini beğenmişlik, üstünlük duygusu, “aşağılık insan”, “aşağı toplum” gibi yaklaşımlar yoktu [2]. Artık bazı önemli bilimsel araştırmalar da başlangıçta tek İlaha inanışın hâkim olduğu sonucu çıkardı [3]. Yani herkesin kabul ettiği, kenetlendiği kutsal yaratan var ve onun karşısında her kes eşit.

Yine elimizdeki bilimsel veriler gösteriyor ki o barış, merhamet dönemi yaklaşık 8-10 bin yıl önce Neolitik devrim ile başlayan değişim dönüşüm sonucunda kargaşaya dönüşüyor. Yaratıcının gönderdiği PEYAMBERler (mesajcılar, elçiler) insanlara doğru yaşama sanatını öğretse de, maddi ve manevi ahengi salayamayan insanlık dengesiz bir yaşam sürmeye meyletmiştir. Peki bu bu dengesizliğin kaynağı nedir?

Neolitik Devrim

Bildiğimiz kadarıyla başta ilk beşeri toplumlar doğada hazır olanla yetiniyordu. Beslenme şekli doğanın sunduğu hazır yiyicilik idi. Mesela gidersin dağda ovada hazır yumurta ve elma, üzüm ve benzeri yiyecekleri toplarsın, hayvan peşinden koşar avlar ve yersin. Fakat bir dönemden sonra insanlarda hayvanları ve doğayı yönetme fikri ortaya çıktı. Mesela artık tavukları, atları, inekleri bir yerde sınırlandırarak eve alıştırıyorlar yani evcilleştiriyorlar. Buğdayı, elmayı, üzümü de oraya ekip geliştiriyorlar. Tarihi Kürdistan coğrafyasında ortaya çıkmış bu insanlık devrimi ve buluşların bütünü biz dünya ehlinin tarihinde çok önemli bir devrim olarak ele alınır. 2010-2011 yılları itibarı ile Riha’daki (Urfa) arkeoloji kazılarında ortaya çıktı ki oraya topluca hacca giden toplumların yiyecek sıkıntısını gidermek için dini liderler tarımcılık ve hayvancılığı ortaya çıkarmış olabilirler. Çünkü şimdilik bilinen ilk tarihi bulgular orada… Bu yeni bulgular tarımcılık, hayvancılık ve Neolitik üzerine günümüze dek söylenen her şeyi alt üst etti, yeni bir bakış getirdi. bedelboseli.com

Kürdistan halkının gerçekleştirdiği, Neolitik devrim ile beşeri yaşantı, ruh hali ve değerleri baştan aşağı değişim dönüşüme uğrar. Ekilen toprağa, evcilleştirilen hayvanlara yönelik aletler icat edilir. İcatlar çığ gibi büyüyerek yeni mecralara sokar toplumları. Bu aletlerin gelişimi, düşünsel ilerlemelere paralel gidiyor. Yani aletler-teknoloji değişip geliştikçe insan düşüncesi ve ruh hali beraberinde değişim dönüşüme uğruyor.

Özgürlük ve özgünlüğün zehri sınırlar

Derken birileri arazilere sınır koyarak “bu benim özel mülkiyetim” diyerek belki günümüze yansıyan ilk toplumsal fitneyi ateşledi. O sınır koyan, topraklara çit çeken ilk zihniyet var ya!? İşte o insanlığa en büyük belayı bulaştırandır.

Bereketli topraklara el koyanlar refah ve huzur içinde yaşarken, toplum ortak yurdunun sahipleri diğer insanları kölece çalıştırır. İnsanlar arasında sınıflar-ayırımlar ortaya çıkar. Ve nihayet sınıfların ortaya çıkmasıyla toplum sınıfları arasında nimetleri paylaşma konusunda anlaşmazlıklar baş gösterdi. Hani özellikle Sosyalistlerden sıkça duyduğumuz “sınıf mücadelesi”, “sınıfları ortadan kaldıralım” gibi söylemlerin temeli bu gerçeklik üzeredir. Anarşistlerin de dayandıkları temel düşünce yukarıda bahsettiğim ayırımsız, sınırsız, sınıfsız, adalete dayalı toplum sistemidir; “İnsanlık nasıl huzur içinde yaşar” arayışının karşılığını kölelik, zulüm, ayrımcılık ve sınıfların olmadığı ilk toplumlarda bulduklarını düşünüyorlar.

Görülüyor ki, günümüz hakim devletlerin sınırlarını savunmak bir nevi putperestliği savunmaktır. O yolda ölenler ise şehit değil Putperestlik üzere ölmüşlerdir.

Kendilerini "sahip" olarak yutturanlar, zorbalık ve hilelerle birer birer ortaya çıkınca mazlumlar: “Bunlar bu toprakların, nimetlerin sahibi olma hakkını nerden, kimden aldı?” diye sormaya başlar tabi. Günümüzde Kürt’lerin, Kemalist’lere, BAAS'çılara, Türk-İslamcılara(!)[4] hesap sorduğu gibi... Zalimler haksızlıklarını daim kılmak için çözüm arayışına girer. Peki, nimetleri, zenginlikleri nasıl ellerinden almaya devam edeceklerdi? bedelboseli.com

Putperestlik ile sömürü

Özellikle Kürdistan ve dahi dünya genelinde şimdi uyguladıkları uyuşturucu niteliğindeki çözümler, tam 8-10 bin yıl önce şöyle geliştirildi:

İnsanları kandırıp sömürmek için din iyi bir araç olabilir. Peki nasıl?

Yeni bir dini insanlara kabul ettirmek zordur. Var olan bir HAK din ile insanları sömürmek daha da zordur. İşte burada bir metod izleniyor, o da budur: HAK dini değiştirerek çıkarlara uydurmak!!! Mevcut dini saptırarak insanları köleliğe ikna edebilirler haliyle. 8-10 bin yıl önce bu yapılmaya başlandı. “İnsanlar önceleri cahil, mantıksız, onun için putlara tapıyorlardı” düşüncesi doğru değil bence.

Putperestlik yoğun çalışmalar sonucunda zeki zalimler tarafından ortaya çıkarılan, insanlığı her açıdan kemiren büyük tuzak. Günümüzde neredeyse putperest insan yoktur. Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Sosyalist olsun farketmez insanlığın çoğunluğu aslında putperest olduğunun farkında değil.

Sizi putperestliğin mabedinde hipnoz eden okul öğretmeniniz, din hocanız, siyasi lideriniz hatta papaz, İslam uleması sandığınız kişi de olabilir. Zalimler, hak yiyiciler, binlerce yılın tecrübesine sahipler, çok derin bilgi ve tecrübeleri, gelenekleri var. Sizi içten fethederek esaret altına alacağını iyi bilir. Mesela dindar bir Müslüman mısın? Hemen kendi adamını İslam Âlimi diye sana bütün güç ve zenginliği ile kabul ettirmeye girişir. Sana bir yanlışı yutturmak için 99 harika doğruyu söyler, sunar. Egemenlerinin TV'lerinde derin putperest devlet tarafından yayınlara çıkarılan sözde alimler en açık örneklerdir... Zaten yılların birikimi mahiyetinde binlerce doğru bilgi ve pratiğinle onlarca yanlışı özümsemişsen putperestlerin girdabındasın artık.

Mesela; bunun içindir ki bakıyorsunuz adamın müthiş İslami bilgi ve birikimi var, namazında niyazında ama konu Kürtler ve/veya temel insan hakları; kul hakkı olunca İslami-ahlaki değil de Putperestler-ahlaksızlar gibi düşünüyor.

Mesela; Türk Müslümanlarının çoğunun beynindeki, ruhundaki İslam, Türkiye sınırları çerçevesindedir. Halbuki Hak din İslam evrensel bir dindir. Türkiye devleti sınırları ile sınırlı olan İslam değil Kemalizm putperestliğidir; İslam sanarak inandığı din esasında Putperestlik dinidir.

Günümüzde zalimler, emzikli bebeklerin ruhuna milli putlarını televizyon, gazete, radyo, internet, bilinçaltı sinyallerle, mahalle baskısı, toplumsal-genel hipnoz ile aşılıyor. Özellikle anaokulu ve yıllar yılı süren okul sürecinde yoğun bir şekilde özenle devam ettirilir. En zeki, seçkin kadrolarıyla, devasa yatırımlarla… Yani putperestlik zekâ ve çabanın eseridir. Dolayısıyla putperestliğin stratejik bir bilinç ürünüdür. bedelboseli.com

Ve putperestliğin yedeğindeki felsefe

Nimetlerini halklardan zorla alanlar, konumlarını sağlamlaştırmak için milletlere, toplumlara aydınlık, mücadele sabır ve adalet yolunu gösteren dinleri çıkarlarına uyarladılar. “Din bu ise ben dinsizim” diyen akıl sahipleri ne olacaktı? Felsefe de buna "çare" oldu. Felsefeyi de din gibi saptırarak zulmün hizmetine soktular, binlerce yıl. Nitekim 2 bin yıl öncesinde Aristo (Aristoteles) gibi çok zeki bilginler, kölelerin köle olarak kalması gerektiğini, yöneticilerin de yönetmek için dünyaya geldiğini felsefi olarak toplumlara benimsetmişlerdi.

Binlerce yıl insanları kandırmak için hak dini saptıranlar putperestliği ortaya çıkardılar. O sapkın inançlara göre “Yöneticileri / üstünleri Allah bu dünyaya yönetmek için, ezilenleri de bu sıkıntılara sabır ile devam etmek için göndermişti”. Günümüzde insanlarımız “Bu dünya nimeti onların, asıl nimet olan cennette bizim olacak” gibi söylemler üzerinden kandırılmıyor mu? Hâlbuki; Örneğin Kur’an-ı Kerim, iki dünya nimetini iyi amel sahiplerine verildiğini söylüyor [5].

IRKÇILIK: Putperestliğin günümüzdeki türevi

Putperestlik zamanla gelişti, insanlığın değişmesiyle farklı kisvelerlere büründü. Bir dönem geldi ki her millet veya toplum kendi putunu diğerlerinden üstün gösteriyordu. Bu da her zalim sistemin kandırıp uyuşturduğu toplumu yani neticede sahibi olduğu toplumu, o hal içre kenetlemek üzere geliştirilen ve bugün bile başarı ile uygulanan tuzaktır, bir çeşit hipnozdur. Örneğin Yunanlılar'a göre tanrıları Zeus diğer milletlerin tanrılardan üstündü. Bu üstün put sürtüşmesi üstün millet sürtüşmesi ile modern bir hal aldı. Putlar millet kılığına büründü… Dikkat ederseniz Türkiye yöneticileri, şimdi “Müslüman’ım”  diyenler dâhil hep “Yüce Türk milleti”, “Necip, aziz milletimiz” vurgusu yaparlar. Bir de bu  sözde “kutsal yüceliğe” yani modern puta karşı uydurma düşmanlar türeterek her sınıfı bu düşman üzerinden putlarının gölgesinde toplar, böylece kendine sığındırır. Mesela şimdi gerçeklik payı hiç yokken Türklerin önemli çoğunluğunu “Aziz Türklüğün düşmanı Kürtler” üzerinden birleştirilerek, tümden sömürüldüğü gibi. Hâlbuki yücelik ırkta değil kişinin eylemlerindedir; üstünlük takvadadır; pratiktedir. Her gün okullarda, camilerde çocuklarımıza milli putlarını aşılıyorlar. Bu sisteme karşı çıkan mazlumların üzerine, polis ve askerlerini acımasızca saldırtırlar. Bu putperest, gayri İslami ve dahi gayri İslami düzeni 8-10 bin yıllık yöntemlerle koruyorlar. Ajanlarını imam, öğretmen v.s. olarak aramıza sızdırıyorlar. Onlar ki göreve gayri İslami sisteme bağlılık andı içerek başlıyor. Öyle bir and ki insanı dinden çıkaran... Daha birkaç ay önce Hekariyan da askerlik görevini yapan Ümran P. İsimli askerin bana söylediği aynen budur: “Köye imam olarak gönderilen kişi, geceleri karakolda kalıyor, komutanlarla beraber içki masasında kumar oynuyordu”.

Daha ben geçen sene gözlerimle şunu gördüm: Devletin yeminli imamı Sêgirik (Şenoba) köyünde (Qilaban-Şirnex), bir genci kenara çekmiş “Kürt diye bir milletin olmadığını, Kürtçe diye bir dilin olmadığını” anlatıyor. Tabii hemen müdahale ettim duruma…

Bu sözde Müslümanların(!), özde putperestlerin fikir babalarından olan Necip Fazıl Kısakürek putperest Kültürü şiirine şöyle işlemiş: “Ey Allahın seçtiği kurtulmuş millet, o güneşten başını göklere yükselt”. Devamında şu paragraftan anlıyoruz ki, onun cenneti garantilemiş (kurtulmuş) üstün milleti Türk Irkıdır: “Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!”[6]. Maalesef özümsetilmiş putperestlik halkları esaret altına almış durumda. Muhtemelen bu yazıyı okuyan birçok insan bu putperestlik hali içredir ve farkında değildir. Çünkü modern putperestlik(küfür) oksijen gibi geliştirilmiş, hayatın her anı ve alanına homojen olarak serpiştirilmiştir. Bu yüzden varlığının farkına varamayabiliyoruz. Tabii faşizm de öyle. Faşizm, putperestliğin radikal mezhebidir.

Öze dönüşe derman: İbrahimi duruş

Binlerce yıl evvel Hz. İbrahim putları yıkarak, halkları beyinlerine bağlanmış zincirlerinden özgürleştirip, yoz, çok tanrılı, putperest yaşamdan kurtarıyor. Allah (c.) huzurunda hepiniz Ademoğlu'sunuz, hakkı esas alın diyor. Kimse kimseden üstün değildir yani... Hz. Muhammed (s) bu mücadeleyi güzel ahlak temelinde, özgürlükçü bir ruh ile devam ettiriyor, muazzam bir hak devrimi ile taçlandırıyor.

Ve biz…

Kürdistan’daki uyanış deneyimi ve bu uyanışın ürünü olan mücadele, İbrahimi hareket olarak önce Ortadoğu’ya sonra dünyaya ışık tutmaya adaydır. Bu Hz. İbrahim evlatlarının öze dönüşüdür. Nitekim Hz. İbrahim’in yaşamına bakarsanız doğal topluma, adilane yaşama dönüşü esas alıyor. Eksiklerimiz olsa da Kürdistan’da uygulamaya koymak istediğimiz budur. Bu istek ve azim tecrübeler sonucunda su gibi yolunu bulacaktır inşallah. Hiçbir kesimin, milletin üstünlüğünü kabul etmeden, adalet, özgürlük, öze dönüşü esas alarak modern putperestliğin belini kırıyoruz. Ne mutlu ona ki bunu şefkat ve merhamet temelinde, güzel ahlak ilkesi ile kahramanca arzulayana…

Yolumuz, güzel ahlak esasında HAKK; sınırsız, sınıfsız, özgür yani doğal toplumu temel alan İBRAHİMİ DURUŞ üzere ola…

***

Kaynakça:
[1] Elî Şerîetî,  Li ser rêça Îbrahîmî, Weşanên Hîvda, Rp. 18, 19, 20
[2] J. J. Rousseau, İnsanlar Arasındaki Eşitsiliğin kanunları, Say Yayınları, İstanbul 1990, s. 87,89
[3] Wilhelm Schmidt, Handbuch der vergleichenden Religionsgeschichte, Münster,1930,s.248. (Neolitik devrimi öncesinde insanların tek Allah inancı artık bilimsel olara, delilleri ile ileri sürülüyor. Hatta Riha’daki (Urfa) arkeolojik kazılar gösterdi ki Neolitik Devrimi ortaya çıkaranlar dini liderlerdir. Riha’ya (Urfa) Hacca giden kalabalıkların yiyecek ihtiyacını temin için tarımcılık ve hayvancılık (evcilleştirme) ihtiyacı temel alınarak ortaya çıkarıldı. Bu konuyu ilerideki sayılarda bilimsel delilleriyle ele alacağız inşallah).
[4] Türk-İslam sentezi gayri İslami’dir. Nitekim bir dönemin Mısır müftüsü bunun “küfür olduğuna” dair fetva verdi. Çünkü İslam’da esas olan ümmet bilincidir, din ırkçı faşizme alet edilemez. Türkiye’nin hâkim iktidarı bu çarpık düşünüşün temsilcisidir.
[5] (Ali İmran, 148)
[6] Necip Fazıl Kısakürek, Büyük doğu marşı, Çile, Büyük Doğu Yayınları

ANASAYFA ve İLGİLİ HABERLER için BURAYI tıklayın